Alacakaranlık biraz sessizlik, biraz belirsizlik biraz da hüzün demektir. Baharın ilk belirtilerinin uç verdiği bir Mart akşamında dolunayın tatlı aydınlığı, gözden uzaklaşan güneşin geride bıraktığı hüznü ve belirsizliği hafifletmek istercesine insanın içini aydınlatmaya ve ısıtmaya talip gibidir. Ay bütün ihtişamıyla, tıpkı güneş gibi ufukta parlamakta, insanı gecenin sessizliğinde, “insan”ı anlamaya çağırmaktadır. Yıldızların büyük şehirleri niçin bir bir terk etmeye başladığını düşünmeye davet etmektedir. Kalabalıklar içinde gittikçe yalnızlaşan insanın dramına dikkat çekmektedir. Yıldızları unutan, topraktan kopan insanı, kendine gelmesi, kendi varlığının farkına varması konusunda uyarmakta; toprağın insanları eşitlediğinin bilinmesi gerektiğini hatırlatmaktadır.
Kendi varlığının farkında olmak, insanın en ayrıcalıklı yönlerinden birisi. Bu durum, sorumluluk bilincini insan olabilmenin ön koşulu haline getiriyor. İnsan olmak, esas itibariyle sorumluluk bilincine sahip olmak demektir. Tanrı’nın insana tanıdığı yaratıcılık, ancak sorumluluk bilinci ile anlam kazanabilir. Ne var ki insan kendini kolayca kandırabilen bir varlık… Kendi yarattığı “dünya”yı gerçek zannetmesi, belki de yanılmanın başlangıç noktası olmalı. Aklın yaptırım gücünden yoksun oluşu, yanılgıların yanılgı olma vasfını yitirmesine, gerçeğin yerine oturmasına yol açıyor. Geleneğin gücü, zamanla bir kutsallık zırhı ile tartışılamaz hale geliyor ve gelenekte kökleşen yanılgılar, aklın doğruyu/ hakikati fark etme yetisini etkisiz hale getirmeye başlıyor. Buna, kökü varoluşsal boyutta Tanrı’yı aramak diyebileceğimiz inanmanın gücünü eklediğimizde, adım adım insan özgürlüğünü yok eden “putlaştırma”nın niçin bu kadar kolayca yayılabildiğini anlamak kolaylaşıyor. İnsan, en başta korktuğu ve sevdiği şeyler olmak üzere, malı-mülkü, evladı, şanı-şöhreti, geleneği, bilimi, arzu ve hevesi, hatta Tanrı’yı bile putlaştırabilir. Putperestliğe açılan kapı, öncelikle Kur’an’ın işaret ettiği insanın gurur ve kibridir. Sorumluluk bilincinin köreldiği zamanlarda azgınlaşan gurur ve kibir aklın etkin kullanılmasını önler. Akıl etkin kullanılmayınca, Kur’an’ın “kalp mühürlenmesi” dediği gerçekleri görememe, çelişkilerin farkına varamama durumu ortaya çıkar. Sonuçta insan, kendini kandırmaya başlar. Bir insanın başına gelebilecek en büyük felaketlerden birisi, insanın kendini kandırmasıdır. Aklını kullanmayanlar elbette pislik içinde kalacaktır.
