Okudunuz mu?

Türkiye'nin din-siyaset ilişkisi, din-hukuk ilişkisi, demokrasi, laiklik ve benzeri konularda karşı karşıya kaldığı, odağında dinin yer aldığı gerilimden çıkabilmesi için, öncelikle doğru bilginin ... Devamını oku...

Kısa Kısa...

Doğrusu, "Rabbimiz Allah’tır" deyip, sonra da dosdoğru gidenlere korku yoktur; onlar üzülmeyeceklerdir. İşte onlar, cennetliklerdir. İşlediklerine karşılık olarak cennette temelli kalacaklardır. 46/13-14

Haftanın Yazısı

İnsan yaşayabilmek için anlamak, anlamlandırmak, açıklamak zorunda olan bir varlık. İnsan, başta hava, su, toprak ve güneş olmak üzere kendi dışındaki varlıkların varlığı... Devamını oku...

EN ÇOK OKUNAN MAKALELER

KİTAP

Türkiye'de din anlayışında değişim süreci

Devamını Oku...

Hasan Onat | DİN, AKIL,BİLİM |

Ay Işığında İnsanı, Biraz da Bilimi Düşünmek

Alacakaranlık biraz sessizlik, biraz belirsizlik biraz da hüzün demektir. Baharın ilk belirtilerinin uç verdiği bir Mart akşamında dolunayın tatlı aydınlığı, gözden uzaklaşan güneşin geride bıraktığı hüznü ve belirsizliği hafifletmek istercesine insanın içini aydınlatmaya ve ısıtmaya talip gibidir. Ay bütün ihtişamıyla, tıpkı güneş gibi ufukta parlamakta, insanı gecenin sessizliğinde, “insan”ı anlamaya çağırmaktadır. Yıldızların büyük şehirleri niçin bir bir terk etmeye başladığını düşünmeye davet etmektedir. Kalabalıklar içinde gittikçe yalnızlaşan insanın dramına dikkat çekmektedir. Yıldızları unutan, topraktan kopan insanı, kendine gelmesi, kendi varlığının farkına varması konusunda uyarmakta; toprağın insanları eşitlediğinin bilinmesi gerektiğini hatırlatmaktadır.

Kendi varlığının farkında olmak, insanın en ayrıcalıklı yönlerinden birisi. Bu durum, sorumluluk bilincini insan olabilmenin ön koşulu haline getiriyor. İnsan olmak, esas itibariyle sorumluluk bilincine sahip olmak demektir. Tanrı’nın insana tanıdığı yaratıcılık, ancak sorumluluk bilinci ile anlam kazanabilir. Ne var ki insan kendini kolayca kandırabilen bir varlık… Kendi yarattığı “dünya”yı gerçek zannetmesi, belki de yanılmanın başlangıç noktası olmalı. Aklın yaptırım gücünden yoksun oluşu, yanılgıların yanılgı olma vasfını yitirmesine, gerçeğin yerine oturmasına yol açıyor. Geleneğin gücü, zamanla bir kutsallık zırhı ile tartışılamaz hale geliyor ve gelenekte kökleşen yanılgılar, aklın doğruyu/ hakikati fark etme yetisini etkisiz hale getirmeye başlıyor. Buna, kökü varoluşsal boyutta Tanrı’yı aramak diyebileceğimiz inanmanın gücünü eklediğimizde, adım adım insan özgürlüğünü yok eden “putlaştırma”nın niçin bu kadar kolayca yayılabildiğini anlamak kolaylaşıyor. İnsan, en başta korktuğu ve sevdiği şeyler olmak üzere, malı-mülkü, evladı, şanı-şöhreti, geleneği, bilimi, arzu ve hevesi, hatta Tanrı’yı bile putlaştırabilir. Putperestliğe açılan kapı, öncelikle Kur’an’ın işaret ettiği insanın gurur ve kibridir. Sorumluluk bilincinin köreldiği zamanlarda azgınlaşan gurur ve kibir aklın etkin kullanılmasını önler. Akıl etkin kullanılmayınca, Kur’an’ın “kalp mühürlenmesi” dediği gerçekleri görememe, çelişkilerin farkına varamama durumu ortaya çıkar. Sonuçta insan, kendini kandırmaya başlar. Bir insanın başına gelebilecek en büyük felaketlerden birisi, insanın kendini kandırmasıdır. Aklını kullanmayanlar elbette pislik içinde kalacaktır.

Devamını oku...

Cesaretin ve Güvenin Kaynağı: İnanmak ve Dosdoğru Olmak

İnsan bazen, belki de çoğu zaman rüzgara kapılıp gider… Hayatın kendine özgü akıntısı sürükler insanı… Bazen sert bir rüzgar, bazen dalgalar, bazen de dalgakıranlar, bizi uyarmak ister sanki… Ara sıra şimşekler çakar insanın beyninde; karanlığın insanın elini bile insanın gözünden uzak tutan derinliğinin insanı yutmaması gerektiğini hatırlatır. İşin tuhaf tarafı, hayatın akışı hızlı iken de, gereğinden fazla yavaş iken de, insanın kendisini ve etrafında olup bitenleri sağlıklı algılaması pek mümkün olmaz. Böylesi zamanlarda, ümitsizliğe düşmek de, bir tür tanrısal güç vehmetmek de kolaylaşır. Çünkü, insanın kendi varlığının farkına varması imkansız olmasa bile ona yakın şekilde zor hale gelir. İnsanın cesarete her şeyden, her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğu anları işaret eder yaşadıklarımız, hissettiklerimiz.

Evet, varolma, varlığımızın farkında olma ve inanma cesaretinden söz etmek istiyoruz. İnsan olmak, bu cesareti göstermeyi gerektiriyor. Bu cesarete hepimizin ihtiyacı var.. Ancak, cesaretin beşer planında en önemli zemini, bilgiye dayalı sağlam bir iman ve dosdoğru olmaktır.

Devamını oku...

İnsan İnanan ve Anlam Arayan Bir Varlıktır

İnsan yaşayabilmek için anlamak, anlamlandırmak, açıklamak zorunda olan bir varlık. İnsan, başta hava, su, toprak ve güneş olmak üzere kendi dışındaki varlıkların varlığı sayesinde var olmakta ve varlığını sürdürmektedir. Her ne kadar, nefes almakta güçlük çektiği ana kadar havanın ne olduğunu, ne anlama geldiğini pek düşünmek istemese de, bol oksijenli ortamın ne anlama geldiğini tecrübe ederek fark etmektedir. Dağlara tırmanırken, belli bir yükseklikten sonra nefes almakta zorlandığında, sebebini araştırmak ihtiyacı hissetmektedir. İnsanla ilgili her şey, onun kendi varlığının farkına varmasıyla birlikte başlamaktadır.

Yaşamak için anlamak ve anlamlandırmak ihtiyacı, insanı hayatın anlamını aramaya yöneltir. İnsan niçin yaratıldı? Var olan her şeyin bir yaratılış amacı olmalı değil mi? Gözümüzün, görmek için tasarımlandığını, gözü meydana getiren hücrelere böyle bir görev yüklendiğini anlamak pek de zor değildir. Düşünen insan, bilinçli, ya da bilinçsiz hayatın anlamını sormaya, soruşturmaya, anlamaya, bulmaya çalışır.

Devamını oku...

Kendini Bilmek Üzerine (2)

 

Kendini bilmek üzerinde düşünürken, öncelikle bu işin bir süreç olduğunu ve bilgiye bağlı olarak anlam kazandığını akılda tutmakta fayda vardır. Kendimizi bilmeye, anlamaya, tanımaya başladığımız andan itibaren “kendimiz” olmaya başlarız. Eğer kendimizin, yaşadığımızın, ne yaptığımızın, ne yapmak istediğimizin, ne yapabileceğimizin farkında değilsek, hem kendimizle ilgili sağlıklı bir bilinç geliştiremeyiz, hem sağlıklı bir kimlik algısı oluşturamayız, hem de toplumsal akışın içinde bir “dolgu malzemesi” gibi hayatımızı tüketmek zorunda kalırız. Bu sebepten, insanla ilgili her şey, bir şekilde bilgimizle, bildiklerimizle ilgilidir. İnsanoğlu bildiği kadar özgün, özgür ve özne olabilir.

 

Tanrı insanı gerçekten özenle, Kur’an’ın ifadesiyle “en güzel şekilde” yaratmıştır. Bu sebepten, Tanrı’nın varlığının en açık kanıtı insanın ta kendisidir. Belki de, her insanın “tek”, “biricik” olması, insana, Tevhid gerçeğini derinden anlama ve kavrama imkanı sağlamaktadır. Belki de, çok derin anlamlar içeren “kendini bilen Rabbini bilir” ifadesinin anlam kapılarından birisi, insanın biricikliği sayesinde biraz aralanmış olmaktadır. Yüce Allah her şeyin yaratıcısıdır. Tanrısal yaratma, sadece bir şeyi var kılma, varlık sahnesine çıkartma değildir; aynı zamanda “sürekli bir yaratma”dır. Bir başka ifadeyle yaratılan, var olan şeyler, sürekli yaratma ile, varlıklarını sürdürebilmekte, var kalabilmektedir.

Devamını oku...

MAKALE ARŞİVİ

Prof. Dr. Hasan Onat'ın kaleme aldığı bilimsel ve güncel makaleleri hasanonat.net üzerinde bulabilir, gelişmeleri yine bu internet sayfası üzerinden takip edebilirsiniz. Makale arşivine ulaşmak için, lütfen buraya tıklayınız.

HABER ARŞİVİ

Hasan Onat'ın sizinle paylaşmak istediği gelişmeleri, internet sayfamızın haberler bölümünden takip edebilirsiniz. Bu bölümde güncel duyurular ve geçmişte yayınlanmış haberlerin bir arşivini bulacaksınız. Hasanonat.net haber arşivine erişmek için lütfen buraya tıklayınız.

GİZLİLİK KOŞULLARI

hasanonat.net üzerindeki, yazılı, görsel ve işitsel materyallerin tamamının telif hakları Hasan Onat ve Crea Studios'a aittir. Bu materyallerin alıntılanması ile ilgili koşullar için, lütfen Gizlilik Koşulları sayfamızı ziyaret ediniz.

İLETİŞİM

Prof. Dr. Hasan Onat

Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, İslam Mezhepleri Tarihi Ana Bilim Dalı Başkanı.

Adres: Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Beşevler / Ankara, 06500

Telefon: +90 (312) 212 68 00 / 1269

E-Posta:

onat@divinity.ankara.edu.tr

onat@hasanonat.net