Hz. Muhammed En Güzel Örnektir

e-Posta Yazdır PDF

Yazı karakter boyutu:

Alemlere rahmet olarak gönderilmiş olan Hz. Muhammed, insanlık tarihinde bir dönüm noktasını işaret etmektedir. Artık, Hz. Muhammed’den önceki insanlık ile, Hz. Muhammed’den sonraki insanlık birbirinden çok farklıdır. Bu farklılaşma sürecinde temel belirleyici Kur’an-ı Kerim olmuştur. Kur’an, yeni bir insan anlayışı, yeni bir evren anlayışı ve yeni bir değerler sistemi getirmiştir. Kur’an’la birlikte insanın olay ve olgulara bakışı değişmiştir. Kur’an’la birlikte, bilginin ve belgenin önemi anlaşılmıştır. Kur’an’la birlikte insan özgürlüğün tadını almış; özgürce aklını kullanmaya başlamıştır. Kur’an, aklın ve özgürce düşünmenin önündeki bütün engelleri kaldırmıştır. Sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed, insanları Kur’an’la tanıştırmış; Kur’an’la uyarmıştır. Hz. Muhammed bir akıl ve özgürlük peygamberidir. Hz. Muhammed’i örnek almak bilerek inanmak, bilerek yaşamak demektir. Hz. Muhammed’i örnek almak ancak onu doğru anlamakla mümkün olabilir.

Kur’an, öncelikle Hz. Muhammed’in bir beşer olduğunu belirtir. Ancak, Hz. Muhammed, seçilmiş, adım adım vahye, peygamberliğe hazırlanmış bir beşerdir. Hz. Muhammed’i diğer insanlardan ayıran en önemli husus, onun Allah katından vahiy alıyor olmasıdır.

 

Kur’an, Hz. Muhammed’in yüce bir ahlaka sahip bulunduğunu ve en güzel örnek olduğunu bildirmektedir. Ahzab suresinin 21. ayetinde bu gerçeğe şöyle dikkat çekilir: “Şüphesiz sizden Allah’a ve ahret gününe kavuşmayı uman ve Allah’ı çok ananlar için, Allah’ın peygamberinde güzel bir örnek vardır.” İşte Hz. Muhammed’i doğru anlamanın ve onun sünnetine uymanın anahtarı da burada yatmaktadır. Onun “ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” sözleri, örnekliğin öncelikle “yüce ahlak”ta aranması gerektiğini göstermektedir.

Yüce Allah Hz. Muhammed’i “şahit”, “uyarıcı” ve “müjdeci” olarak göndermiştir (33/45). O, “Allah’ın izniyle Allah’a çağıran ve ışık saçan bir kandil” (33/46) gibidir. Bu durum, onun uyarılmaya muhtaç olmadığı anlamına gelmemektedir. Nitekim Ahzab suresi, Hz. Peygamber’e yönelik anlamlı bir uyarı ile başlamaktadır: “Ey Peygamber! Allah’a karşı sorumluluğun bilincinde ol, hakikati inkar edenlerin/kafirlerin ve ikiyüzlülerin/münafıkların baskılarına boyun eğme. Şüphesiz Allah her şeyi tam bilendir, hikmet sahibidir. Rabbinden sana ne vahyedilmişse sen yalnızca ona uy. Allah sizin yapıp ettiklerinizden haberdardır”(33/1-2). Sorumluluk bilinci ve sadece Allah’tan gelene uyma, Hz. Peygamber’i, sadece Allah’a güvenme noktasına taşıyacaktır. Çünkü insanın insanca yaşayabilmesi için gerekli olan yüksek güven kültürünün kök hücreleri Allah’ın güvenilip dayanılacak yegane Yaratıcı olduğuna inanmakla hayat bulabilmektedir. Nitekim Yüce Allah, Hz. Peygamber’in “yalnızca Allah’a güven”mesini istemektedir (33/3). Hz. Muhammed’i örnek alan mü’min sadece Allah’a ibadet eder, ancak Allah’tan yardım diler (1/5).

Peygamberlerin gönderilmesinin en önemli amaçlarından birisi, insanların fırsat elde iken gerçekleri görmelerine yardımcı olmaktır. Nitekim Kur’an’da şöyle buyrulmaktadır: “Ey Peygamber! Biz seni bütün insanlığa müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Ne yazık ki insanların çoğu bu gerçeği anlamıyorlar” (34/28)

İnsanların gerçeği anlayabilmesi için, öncelikle gerçeğin ne olduğu konusunda bir bilinç geliştirmesi gerekir. Hz. Peygamber’in sağlığında ona itiraz eden, onun peygamber olduğunu kabul etmek istemeyen insanları, Kur’an ciddi ciddi düşünmeye davet etmektedir: “Ey Peygamber! Sen onlara de ki: ‘Gelin ben size bir öğüt vereyim; Allah için ikişer ikişer, teker teker bir araya gelin, sonra derinliğine düşünüp değerlendirin. Göreceksiniz ki arkadaşınızda delilikten hiçbir eser yoktur. O, sadece şiddetli bir azab gelip çatmadan önce sizi uyaran bir elçidir” (34/46). Hz. Peygamber’in bütün hayatı o insanların gözlerinin önünde geçmiştir. Ona el-emin demişler, ona inanmışlar ve güvenmişlerdir. Ancak Hz. Peygamber, insanları Tevhid gerçeğine çağırdığı zaman, işler karışmış, gerçeği anlamaya çalışacakları yerde, onu karalamanın yollarını aramaya başlamışlardır. Hz. Peygamber’in sadece Allah’tan almış olduğu vahyi tebliğ ederek insanları uyarmaya çalışması, bu işi onlardan hiçbir karşılık beklemeksizin yapması, hem onun peygamberliğinin bir kanıtıdır, hem de insanların alışa gelmiş oldukları düşünce sistemlerini bozan bir yaklaşım biçimidir. Yüce Allah Hz. Muhammed’in şöyle demesini istemektedir: “De ki: ‘ Biliyorsunuz ki, yaptığım bu işe karşılık ben sizden herhangi bir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı Allah verecektir. Çünkü O her şeyi görmekte, bilmektedir” (34/47). Aslında Hz. Peygamber’in istediği tek şey insanların gerçekleri görmesini sağlamaktır: “Ey Peygamber! Biz seni yalnızca bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. Sen de de ki: ‘Ben sizden yaptığım bu işe karşılık herhangi bir ücret istemiyorum. Sizden tek istediğim, dileyen kimsenin Rabbine giden yola girmesidir’” (25/56-57).

Hz. Muhammed’in bütün ayrıcalığı kendisine gelen vahiyden kaynaklanmaktadır. Kendisinin doğru yolda bilinçli olarak yürümesinde vahyin desteğinin de farkındadır: “De ki, eğer ben hak yoldan ayrılırsam bunun zararı kendimedir. Eğer doğru yoldan gidersem bu Rabbimin bana verdiği vahiy sayesindedir. Kuşkusuz O, en yakın olan, her şeyi işitendir” (34/50). Hz. Peygamber’in özgüveni ve bütün gücü, vahyin ona kazandırdığı hak ve hakikat bilincinden gelmektedir. “De ki: Rabbim batılı hak ile yok eder. Çünkü O bütün gaybı/gizlilikleri bilendir. De ki: Hak/gerçek din gelmiştir. Artık batıl hiçbir şey yapamaz; onun ne adı kaldı, ne de sanı” (34/48-49)

Yüce Allah, alemlere rahmet olarak gönderilen sevgili peygamberimiz HZ. Muhammed’in bizim için “en güzel örnek” olduğunu bildirmektedir. Örnek almak, öncelikle doğru anlamayı gerektirir. Doğru bilgi olmadan doğru anlamaktan söz edilemez. Öyleyse, öncelikle, Hz. Muhammed hakkında doğru bilgi sahibi olmak gerekmektedir. İşin gerçeği, Hz. Muhammed’i sevmek ve onun sünnetine uymak, onu örnek almak, ancak onu tanımakla ve doğru anlamakla mümkün olabilir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "De ki: 'Ben de ancak sizin gibi bir insanım; ancak bana tanrınızın tek bir Tanrı olduğu vahyolunuyor. Rabbine kavuşmayı uman kimse yararlı iş işlesin ve Rabbine kullukta hiç ortak koşmasın." (Kehf, 110). Hz. Muhammed Peygamberliği boyunca, her fırsatta insan olduğunu söylemiş; kendisine olağanüstü sıfatlar verilmesini hiç hoş karşılamamıştır. Bir gün, bir adamın titreyerek huzuruna girdiğini ve ayağına kapanmak istediğini görünce şöyle demiştir: "Sakin ol ey insan, ben de sizin gibi bir insanım. Ben, ne kralım, ne padişahım; ben kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum."

Hz. Peygamberin diğer insanlardan ayrıldığı en önemli noktanın kendisine Allah'tan vahiy gelmesi olduğu Fussılet suresinde şöyle belirtilir: "Onlara söyle; 'Ben de sizin gibi bir insanım. Bana tanrınızın tek bir Tanrı olduğu vahyolunuyor. Artık O'na yönelin, O'ndan bağışlanma dileyin; vay ortak koşanlara!" (Fussılet, 6). Kur'an'ı dikkatle incelediğimiz zaman, bütün peygamberlere düşen görevin, her şeyden önce "tebliğ" olduğunu görürüz. Allah'tan vahiy alan sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed de, birinci planda Allah'tan aldıklarını hiç eksiksiz insanlara duyurmuştur..Vahiyle insanları uyarmıştır. İnsanlara doğru yolu göstermeye çalışmıştır. Bu husus Ahzâb suresinin 45, 46 ve 47. âyetlerinde şöyle belirtilir: "Ey Peygamber! Biz seni şahid, müjdeci ve uyarıcı; Allah'ın izniyle O'na çağıran, nurlandıran bir ışık olarak göndermişizdir. İnananlara, Rablerinden büyük bir lutuf olduğunu müjdele."

Hz. Peygamberi anlamak söz konusu olunca, elimizdeki tek ölçü Kur'an olmaktadır. Hz. Peygamber, Kur'an'ı insanlara duyuran bir elçi olarak O'na ters düşmeyeceğine göre, ondan gelen haber ve uygulamaların en azından Kur'an'a aykırı olmaması lazımdır. Bir haber, nerede olursa olsun, kimden gelirse gelsin, eğer açıkça akla ve Kur'an'a ters düşüyorsa, ona İslâmî bir değer vermenin hiç bir anlamı yoktur. İslam insanın yaratılışına uygun bir din olduğuna göre, Müslümana düşen aklın ve vahyin birlikte etkin olmasını sağlamaktır. Hz. Muhammed, peygamberlik hayatı boyunca vahyi önplanda tutmuştur. Allah katından gelen vahyi, geldiği haliyle vahiy katiplerine yazdırmıştır. Sahabe de bu gerçeğin farkında olduğu için, anlamakta zorlandıkları hususlarda, Hz. Peygamber’e “bu konuda vahiy olup olmadığını” sormakta tereddüt göstermemiştir. Öyleyse, Hz. Muhammed’i örnek almak, hayatın bütün aşamalarında Kur’an’a öncelik vermek demektir. Hiç kuşkusuz Hz. Muhammed, bizim için en güzel örnektir.

Hz. Muhammed En Güzel Örnektir

Son Güncelleme: Salı, 28 Ağustos 2012 16:54
Buradasiniz: ARŞİV MAKALE ARŞİVİ Hz. Muhammed En Güzel Örnektir