Kendini bilmek, esas itibariyle insanın kendisi hakkında doğru bilgi sahibi olması, bu bilgiyi de kendisi ile ilgili süreçlerde kullanabilmesi demektir. İşin tuhaf tarafı, eğer kendimizi bilmek, tanımak, anlamak için özel çaba harcamazsak, kendimizi asla bilemez, tanıyamaz ve anlayamayız. Bu iş, öncelikle yüksek derecede bilme arzusunu, daha sonra da emek vererek öğrenmeyi ve bilinenleri hayata geçirmeyi gerektirir.
Kendini bilmek için, insanın kendisini bilmeyi istemesi, atılması gereken ilk adımdır. İnsanlar, kendilerinden çok, kendileri dışında olup bitenlerle ilgilenmeyi tercih ederler. Belki de, var olabilme refleksi, dış dünyayı insanın önüne geçirmektedir. Ancak, dış dünyayı anlamaya, tanımaya, bilmeye çalışırken, bu işi kendimiz için yaptığımızı unutuyoruz. Biz, var kalabilmek için dışımızda olup bitenlerle uğraşırken, dış dünya bizi yavaş yavaş yutmaya başlıyor. Çoğu zaman bırakın kim olduğumuzu, yaşadığımızın bile farkında olmuyoruz. Olaylar bizi peşinden sürüklüyor. Oysa insana yakışan olayların peşinde sürüklenmek değil olayları peşinde sürüklemek olmalıdır. Bunlar bir gerçeği ortaya çıkartmaktadır: Kendini bilmek istemeyen, kendini bilmek için özel emek harcamayan bir kimse, asla kendini bilemez; en ileri noktada kendini bildiğini zanneder; bunun da zan olduğunun farkına varamaz.
