Okudunuz mu?

Türkiye'nin din-siyaset ilişkisi, din-hukuk ilişkisi, demokrasi, laiklik ve benzeri konularda karşı karşıya kaldığı, odağında dinin yer aldığı gerilimden çıkabilmesi için, öncelikle doğru bilginin ... Devamını oku...

Kısa Kısa...

Doğrusu, "Rabbimiz Allah’tır" deyip, sonra da dosdoğru gidenlere korku yoktur; onlar üzülmeyeceklerdir. İşte onlar, cennetliklerdir. İşlediklerine karşılık olarak cennette temelli kalacaklardır. 46/13-14

Haftanın Yazısı

Günümüzde Müslümanların en temel sorunlarından birisi, din temelli guruplaşmalar, hizipleşmelerdir. Kur’an, “hepiniz birden Allah’ın ipine sımsıkı sarılın” derken... Devamını oku...

EN ÇOK OKUNAN MAKALELER

KİTAP

Türkiye'de din anlayışında değişim süreci

Devamını Oku...

Hasan Onat | DİN, AKIL,BİLİM |

Kendini Bilmek Üzerine (1)

Kendini bilmek, esas itibariyle insanın kendisi hakkında doğru bilgi sahibi olması, bu bilgiyi de kendisi ile ilgili süreçlerde kullanabilmesi demektir. İşin tuhaf tarafı, eğer kendimizi bilmek, tanımak, anlamak için özel çaba harcamazsak, kendimizi asla bilemez, tanıyamaz ve anlayamayız. Bu iş, öncelikle yüksek derecede bilme arzusunu, daha sonra da emek vererek öğrenmeyi ve bilinenleri hayata geçirmeyi gerektirir.

Kendini bilmek için, insanın kendisini bilmeyi istemesi, atılması gereken ilk adımdır. İnsanlar, kendilerinden çok, kendileri dışında olup bitenlerle ilgilenmeyi tercih ederler. Belki de, var olabilme refleksi, dış dünyayı insanın önüne geçirmektedir. Ancak, dış dünyayı anlamaya, tanımaya, bilmeye çalışırken, bu işi kendimiz için yaptığımızı unutuyoruz. Biz, var kalabilmek için dışımızda olup bitenlerle uğraşırken, dış dünya bizi yavaş yavaş yutmaya başlıyor. Çoğu zaman bırakın kim olduğumuzu, yaşadığımızın bile farkında olmuyoruz. Olaylar bizi peşinden sürüklüyor. Oysa insana yakışan olayların peşinde sürüklenmek değil olayları peşinde sürüklemek olmalıdır. Bunlar bir gerçeği ortaya çıkartmaktadır: Kendini bilmek istemeyen, kendini bilmek için özel emek harcamayan bir kimse, asla kendini bilemez; en ileri noktada kendini bildiğini zanneder; bunun da zan olduğunun farkına varamaz.

Devamını oku...

Kendini Bilmek / Tanımak / Anlamak Emek İster

 

İnsan, Allah’ın en güzel şekilde yarattığı (95/4), sadece insana özgü olan birtakım yaratıcı yetilerle donattığı özgün ve özgür bir varlıktır. Her insan “tek”tir; birbirinin tıpatıp aynısı olan iki insandan söz edilemez. Her insan, kendisinin biricik, özgün bir varlık olduğunu da bilir. İnsan, aynı zamanda kendi varlığının ve etrafında olup bitenlerin de farkında olan bir varlıktır.

İnsan, iç içe girmiş iki dünya içinde kendini inşa etmeye, varlığını sürdürmeye çalışır. Birincisi, sürekli genişleyen, 13. 7 milyar yaşında olduğu söylenen evrenin ortasında baş döndürücü bir hızla dönüp duran bildiğimiz, şimdilik bizi misafir eden üzerinde yaşadığımız dünya; ikincisi ise, bütünüyle bizim yarattığımız, zihnimizde olan dünya. Hazır bulduğumuz bizim dışımızdaki dünyayı anlamak pek zor değil. İlgi alanımıza giren olay ve olguların var olmasına ve varlığını sürdürmesine imkan sağlayan yasaları, ilkeleri anladığımız ölçüde dış dünyayı, hatta evreni anlama imkanına sahibiz. Dış dünya hakkındaki bilgimizin gerçeklerle ne kadar örtüştüğü her zaman tartışılabilecek bir husustur. Ancak esas sorun, bizim yarattığımız dünya ile ilgilidir.

İnsanoğlu, kendi yarattığı dünyaya kendisini zincirleyebilen; kendisini mahkum edebilen bir varlıktır. Bunun adı, bazen kendi kendini kandırmadır; bazen akla uygun hale getirmedir; Kur’an dilinde ise, kalbin mühürlenmesidir. Kendi tercihleri, yapıp ettikleri yüzünden kalbi mühürlenen insan çelişkileri göremez, doğrudan yana tavır alamaz ve insan ilişkilerinde adaletli davranamaz. İşte, insanı, kendi yarattığı dünyaya mahkum olmaktan korumak ve kurtarmak için Yüce Yaratıcı vahiy göndermiştir. Peygamberler vahiyle insanları uyarmışlardır. Kur’an’ın kendini takdimde en sık kullandığı ifade “mev’ıza” yani “öğüt” ifadesidir. Bu “öğüt”ten, “uyarıdan” yararlananlar, doğruyu bulabileceklerdir. Yüce Yaratıcı insanları şöyle uyarır: “Ey insanlar! Rabbinizden size açık bir delil geldi, size apaçık bir nur, Kur’an indirdik. Allah kendisine inananları ve Kitab’ına sarılanları rahmetine ve bol nimetine kavuşturacak, onları Kendisine götüren doğru yola eriştirecektir”. (4/ 174-175)

Devamını oku...

Müslümanlar Niçin Geri Kaldı?

 

İnsanla ilgili hiçbir şey, hiçbir zaman tek bir sebebe indirgenemez. Bu bakımdan Müslümanların geri kalmalarının pek çok sebebi vardır. Bize göre, bu sebeplerin en önemlilerinden birisi çarpık din anlayışıdır. Ölülerin egemenliğine ve maziye mahkum olmanın da, geleneği dinleştirmenin de, sağlıklı bir demokrasi kültürü üretememenin de bir şekilde çarpık din anlayışı ile bağlantılı olduğunu düşünüyoruz. Daha açık bir ifade ile, Müslümanların kafasındaki genel İslam algısının hem Kur’an’ın temel kurucu ilkeleri ile, hem de Hz. Peygamber’in örnekliğinde ortaya çıkan arı, duru, fıtrata uygun anlayış biçimi ile örtüştüğü pek söylenemez. Ne demek istediğimizi, Kur’an’ı anlayarak okumaya çalışan herkes kolayca anlayabilir…

 

Din, bir tür paradigma, algı düzeneği işlevi gördüğü için, din alanında ortaya çıkan küçük bir çarpıklık, hayatın bütünü göz önüne alındığında çok büyük bir çarpıklığa dönüşebilir. Din, kültürün şekillenmesinde en etkili faktörlerden birisi olduğu için, din anlayışı sağlıksız olan bir toplumda, din karşıtlarının bile sağlıklı olması pek mümkün olmaz. Dinin çift yönlü kesen bir kılıç gibi olması, olumlu olanın da, olumsuz olanın da, din sayesinde toplumda kalıcı iz bırakabileceğini göstermektedir. Din, eğer dinamik boyutu insanlara kazandırılırsa, toplumu bütünleştirir, yaratıcılığı üst düzeyde teşvik eder; ahlakın ve adaletin içselleştirilmesini kolaylaştırır. Bunun tersi de doğrudur; sağlıksız bir din anlayışı ayrıştırır, uyuşturur; gerçeklerin görülmesini engeller; insanları çelişkilerle kucak kucağa yaşamaya mahkum eder.

Devamını oku...

MAKALE ARŞİVİ

Prof. Dr. Hasan Onat'ın kaleme aldığı bilimsel ve güncel makaleleri hasanonat.net üzerinde bulabilir, gelişmeleri yine bu internet sayfası üzerinden takip edebilirsiniz. Makale arşivine ulaşmak için, lütfen buraya tıklayınız.

HABER ARŞİVİ

Hasan Onat'ın sizinle paylaşmak istediği gelişmeleri, internet sayfamızın haberler bölümünden takip edebilirsiniz. Bu bölümde güncel duyurular ve geçmişte yayınlanmış haberlerin bir arşivini bulacaksınız. Hasanonat.net haber arşivine erişmek için lütfen buraya tıklayınız.

GİZLİLİK KOŞULLARI

hasanonat.net üzerindeki, yazılı, görsel ve işitsel materyallerin tamamının telif hakları Hasan Onat ve Crea Studios'a aittir. Bu materyallerin alıntılanması ile ilgili koşullar için, lütfen Gizlilik Koşulları sayfamızı ziyaret ediniz.

İLETİŞİM

Prof. Dr. Hasan Onat

Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, İslam Mezhepleri Tarihi Ana Bilim Dalı Başkanı.

Adres: Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Beşevler / Ankara, 06500

Telefon: +90 (312) 212 68 00 / 1269

E-Posta:

onat@divinity.ankara.edu.tr

onat@hasanonat.net